12 Temmuz 2012 Perşembe

ŞANS!... TALİH!... KADER, KISMET 5 KURUŞ

       Şu 99 kulplu dünyanın bir kulbundan da biz tutalım diye taaa çocukluk dönemlerinden beri aklımıza, hayalimize gelen her şeyi denedik. Uzun deneylerden sonra bizden bir iş çıkmayacağı kesinlik kazanınca artık uğraşmayı bırakıp, geçmiş çabalarımızı kağıda dökmeye başladık.
   
       Zaten atasözüdür: "Yapabilen yapar, yapamayan anlatır." derler. Hepimizin hayatında bu deneyimler sürer gider. Çocukken oynanan oyunlar bile hayatta bir iş yapmak, bir iş başarmak, kazanç elde etmek üzerine kuruludur.

Yaşı ellinin üzerinde olanlar bilir.
     "Şans, talih, kader, kısmet" denen büyükçe bir paketi olan, Lotaryanın çok çok basiti, "çekilerek"
hem oynanan, hemde sahibine üç beş kuruş kazandıran bir oyun, daha doğrusu oyuncak vardı.

      Biz Bahçelievler'deyken şimdiki meşhur 7. cadde, daha mahalle arası bir sokak halindeydi. Bir iki esnafa ait dükkan, bir camii, birde en önemlisi tüm ev kadınlarının alışveriş yaptıkları, şimdiki "Alışveriş Merkezi" benzeri bir yer olan " GİMA"dan alınırdı. Gima o günün modern mağazasıydı. Değişik şeylerde bulunabilirdi. İşte bu Şans Talih oyununu ordan alırdık.

      O günün parasıyla 2,5 liralık ve 5 liralık iki modeli olurdu. Bu Şans Talih'i sonuna kadar düzgünce satabilirsen sahibine de bir buçuk veya iki lira kar bırakırdı. Yani karlı da bir iş!... Şimdi bu paketi tarif etmek istiyorum.

      İnce, renkli, parlak kağıtlarla kaplı bir paket. Karşıdan görünüşü bile son derece alımlı, albenili. Paketin ilk katı " saman" döşeli. Saman dediğimiz şey; şimdiki binbirçeşit gofretin içindeki tatsız, beyaz, kıtır kıtır bir bölüm vardır. Bunun üstüne pralinler, çikolatalar kaplandımı bildiğimiz gofret olur. İşte o.

      Kutunun ikinci bölümünde; çekilişte hedefi tutturanlarınkazandığı ikramiyeler vardır. bunların en önemlisi; "( Ki, bunu  o dönem bütün çocuklar bilir ve Şans Talih çekilirken en önemli hedef odur)" çikolatalar. Ama ne çikolata!... Eğer onu günümüz çocuklarındanbirine verseniz kağıdı bile açmadan atıverir. Zaten tamamı  2,5 liraya satılan oyunun içine adam kaç paralık çikolata koysun?..

 Ama olsun, bizim o zamanlar gözümüz düşerdi!...
  
       Oyunun içinden birde çekiliş kartı çıkar. İki kat kartonun arasına çok ince bir kalaylı kağıt konur. Üstteki karton düğme büyüklüğünde deliklerle doludur.

       O deliklerden bazılarının altından numaralar çıkar. Bu numaralara göre kutunun içindeki hediyelerden biri verilir. Hediyeler ama ne alem hediyeler. O kadar adi şeyler nerde imal edilirdi bilmem!

       Mesela plastik bir tarak, bir el aynası, bir çakı ama teneke kıvamında, ve buna benzer ikramiyeler.

       Fakat kumarın en ilkel şekli bile olsa, heyecan heyecandır. Cebimizde kazara bir beş, onkuruş varsai sokaktan bir, " kader, kısmetçi" geçiyorsa o para illaki ona nasiptir.
  
       İşte; insan her yerde insan, o basit olayda bile, çocuk aklımızla, bin türlü dalavere icat ederdik.

       Kader, kısmet listesi önceden  düzgünce açılır, ikramiyeleri işaret eden numaraların olduğu delikler tesbit edilir. Tanıdıklara, sevdiklerimize gizlice " Şurayı kazı"diye ipucu verilir.

       Yada çikolatanın olduğu numaranın üstü dikkatlice başka bir kağıtla kapatılır, artık kazı, kazı kimse çikolatayı bulamaz.

        Ama en tatlı, en zevkli yanı şans, talih satarken bağırmasıdır. Bütün Ankara çocuklarının ezbere bildiği, maniye benzeyen özel bir seslenme şekli vardır.

        Sokakta oynayan çocuklar üç sokak öteden bu sesi duysalar, tanırlar kulak kesilirlerdi.

" Şaaans, taaalih, kaaader, kısssmet beş kuuruuuuş"

        Bunun anlamı; bir adet çekilişin fiyatı beş kuruştur demektir.

        Bir gün anneme yalvara yalvara bende aldırttım. İlkokul üçüncü sınıfta yaz tatilindeyim. Nasıl seviniyorum, dünyalar benim oldu. Hemen gerekli hazırlıkları yaptım!..

        Çıktım kapının önüne başladım bağırmaya.
        Avazım çıktığı kadar bar bar bağırıyorum.
Allahım!.. ne talihsizlik. Her zaman tıklık tıklım olan sokakta ne oynayan çocuk var , nede gelip geçen yetişkin.

        Ama bendeki azim kırılacak gibi değil bağır Allah bağır. Saatlerce. Daha küçük olduğumuzdan öyle sokak, sokak gezmek yok. Ancak kapının önünde bağırabiliyorum.

        Akşama doğru tek bir çekiliş satamamış durumdayım. Ama bar bar bağırmamda hiç bir azalma yok. Bir ara   bizim aprtmanın kapısından kalabalık birgrup çıkıyormuş gibi geldi bana. Bir baktım Saime teyze, Nuriyanım teyze,Feriha teyze,üç yetişkin kızı,karşı apartmandan Emineteyze, ablam grup halinde üstüme geliyorlar. Anormal bir durum, önce doğal olarak korktum. Hepsi etrafıma birikti.

" Biz şans talih çekeceğiz" dediler.

İnanamadım.

Hepsininde ellerinde birer avuç beşlik, onluk; paraları avucuma tutuşturup tutuşturup başladılar kazımaya.

Ama bir gariplik var.

Hiçbirisinde heyecan yok. Bir an önce bitirmeye çalışıyorlar sanki.

Benim bütün "kader kısmet" on beş dakikada bitti.

En çok sözünü dinlediğim Saime hanım teyzeydi. Aynı zamanda Deneme Lisesinin Müdür yardımcısı ve Müzik öğretmeni olan bu hanım bana döndü.

"Aferin Hakan hepsini sattın, şimdi git evine dinlen" dedi.
" Tabi bu bir emirdir."

Paralarımı cebime doldurdum. Kendimi başarılı bir işadamı gibi gördüm. Eve çıktım. Annem puf böğreği yapmış. Bayılıyorum.

"Otur hemen sıcak, sıcak ye" dedi.

Hayretler içinde kaldım. Eve çıkacağımı nerden bildi acaba?

O akşam gurur içinde;

"Ben çok iyi bir iş adamıyım" diye düşünerek uyudum.

Yazan
Hakan KIRBAŞ
İletişim İçin email: kırbashaakan@gmail.com

2 yorum:

  1. kaleminize sağlık.çocukluğuma gittim adeta

    YanıtlaSil
  2. bu kader kısmet oyununun resmini koyabilen yokmu hiç biyerde yok

    YanıtlaSil

Yayınlanan Yazıları Nasıl Buluyorsunuz?

Bu gadget'ta bir hata oluştu